haydar
 

everything, herşey,şiir,makale,ödev,haber,teknoloji,fıkra,şifre ,dvb rehberi,dvb guide,



Add to Favorites Send us an e-mail
Interesting websites
Calendar
<
May 2012
>
MTWTFSS
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Subscription
E-mail: 
Top commentators
stanislav0849 Станислав Люлевич
Comments: 2
felekmest haydar
Comments: 2
gece9mm can cepte yargıç
Comments: 1
tekhece3455
Comments: 1
asus6 Asus Dvb
Comments: 1
Most commented entries

Güneydoğu, AK Parti'ye yapılanları üstüne alıyor

| To list

Posted byText

felekmest Send a message
haydar
Güneydoğu, AK Parti'ye yapılanları üstüne alıyor
1509 days ago 10.04.2008 07:11:27 Quote('319926','319926','6','552')">Report spam





Vahdettin Bahadır, Kürt vatandaşlarımızın parti kapatan İttihatçı zihniyeti istemediğini vurguluyor. Güneydoğu insanını devletle barıştıran partinin kapatılmasının ağır sonuçlar doğuracağına dikkat çekiyor.


--------------------------------------------------------------------------------

22 Temmuz seçimlerinde yüzde 47 oy alarak iktidara gelen AK Parti’ye açılan kapatma davası toplumun geniş kesimlerinde derin bir üzüntü oluşturdu. Davaya Kürtler de çok üzüldü. Çünkü son seçimde Doğu ve Güneydoğu’da yüzde 54’ün üstünde oy alan bir partinin düşürüldüğü bu durumu anlamak zor olmasa gerek. Peki, Kürt lerin büyük rağbet gösterdiği ve tarihte ilk kez kendilerine bu kadar yakın gördükleri bir partinin kapatılması bölgede nasıl algılandı? Elbette burada Kürt tabirini bir ayrım yapmak için kullanmıyoruz. Sadece iyileşmeye yüz tutmuş sorunlu bir alanın nabzını tutmak bizimkisi. Nitekim bölge halkı da pek farklı düşünmüyor. Diyarbakır’da yaşayan işadamı-yazar Vahdettin Bahadır bunlardan biri. Başta Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) ve MÜSİAD olmak üzere 15 kadar sivil toplum kuruluşuna üye olan, Kürt meselesine dair projeler ortaya koyan Bahadır ile güncel konuları ve Kürt meselesinin çözümüyle ilgili açılımları konuştuk

EL ELE BİRLİK YÜRÜYÜŞÜ ZAMANI

-AK Parti’ye açılan kapatma davasına nasıl bakıyorsunuz?

Bu davanın açılması çözüm bekleyen bölge insanını derinden üzmüştür. Kapatılma sadece AKP’yi değil yıllardır sorunlarla uğraşan Kürtleri de yaraladı. İnsanî, ahlakî, hukukî bir durum olarak bakılmıyor. 2004 başından beri AKP’nin başına örülenler, darbe girişimleri ve muhtıraların “İttihatçı artıklarının işi” olduğunu biliyor ve öyle değerlendiriyor bölge insanı. Bu yüzden Ergenekon’un çözülmesi gerekiyor. Kürtler Ergenekon operasyonu ile kapatma davası arasında bir bağ olduğunu düşünüyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın karanlık güçleri tasfiye etmek istediğini biliyorlar.

-Bölge insanının bu kadar bilinçlenmesi sonucunda neler olabilir?

Hiçbir şey eskisi gibi değil. Bölgede bilinçlenme, olayları analiz etme yeteneği gelişmiştir. Artık iyi ile kötü ayrımı yapılıyor. Ama partiye açılan kapatma davasının iyi bir tarafı olduğunu da düşünüyorum; Kürtler ve Türklerin birlikte yeniden yürüyüşe geçmesine zemin hazırlamıştır. Çünkü bölge daha da kenetlenmiştir. AKP’ye yapılanları Kürtler kendilerine yapılmış sayıyor. Bu durumda AKP Kürtlere yönelik projelerini sürdürmeli, kapatmayı dinlemeyip yola devam etmeli. Eğer böyle olursa hem mağdur hem de Kürtleri düşünen bir partiyi bölge insanı asla yarı yolda bırakmaz ve seçim sonuçları bütün bölgeyi kapsar. Bu da bir tarih olur.

-Kürt vatandaşlarımızın AK Parti’ye teveccühü, sadece partinin atacağı adımlara mı bağlı?

Elbette değil. Ama atılacak adımlar, Kürtlerin yanında olduğunu göstermek önemlidir. Kürtler ilk kez bir iktidardan dolayı devletin yanında bu kadar fazla yer aldılar. Demokrat Parti, Millî Selamet, Refah Partisi ve ANAP’ın yanında yer aldılar. Ancak hiçbir dönemde bir partiyi kendilerine bu kadar yakın görmediler. Birilerinin bazı hesaplar yapıp partiyi kapatma noktasına getirmesine büyük tepkiler var. Doğu ve Güneydoğu’da marjinal birkaç grup veya farklı düşünenler dışında, hayatını hukuk çerçevesinde, bireysel özgürlükler içinde idame etmek isteyen hiçbir Kürt AKP’nin kapatılmasından yana değil. 22 Temmuz seçimlerinde bölgeden yüzde 54 oranında oy alan AKP bunu daha da artırabilir. Bu yüzden her şerde bir hayır görmek gerekir diyorum. Kapatma daha büyük bir zafere dönüşebilir.

EMPATİ VE DİYALOG İLE ‘ÜÇÜNCÜ YOL’ TAVSİYESİ

-Bu, erken bir değerlendirme olmaz mı?

Kürt halkı kadirşinastır, vefalıdır. Acının, sıkıntının binbir tonunu yüreğinde hissetmiştir. Geçmişine ve özüne bağlıdır. AK Parti’nin Kürtlere karşı duruşu sahicidir, nettir. 27 Nisan e-muhtırasında Kürt halkı AKP’nin yanında yer almıştır. Mağduriyete uğradıkları, zulmün ne olduğunu bildikleri için Kürtlerin özgürlükçü değerlerden dolayı kapatmaya direnci sert olacaktır. Bunu toplumu tanıdığım için söylüyorum.

-Kapatma davasından önce operasyonlar vardı. Bunlar AK Parti’nin bölgedeki varlığına bir zarar verdi mi?

Kürtlerin ekseriyeti marjinal grubu desteklemese de operasyonlardan rahatsız oluyor. Çünkü operasyonların çözümden çok tahribat oluşturduğunu düşünüyor. Meselenin sadece askerî bir boyuta indirgenmesinden rahatsızlık duyuyor. Böyle olunca da operasyonlar sonrası en azından bazı Kürtlerde AK Parti’ye karşı bir kırgınlık oluştu, bir darılma oldu.

-Bu darılma ve küskünlük hâlâ sürüyor mu?

Bunlar duygusal anlardır. Mağduriyeti ifade eden anlardır. Diğer yandan meselenin sosyal, ekonomik ve siyasi olarak çözülmesini ister. Vicdanı olan, birtakım sabiteleri olan her insan bunu istiyor. Bölge halkı şu anda AKP’nin, meselenin çözümü için üçüncü bir yolu deneyip denemeyeceğini merakla bekliyor. AKP’den üçüncü bir yol keşfetmesini istiyor.

BÖLGE CAZİBE MERKEZİ HÂLİNE GETİRİLMELİ

-Nasıl üçüncü bir yol?

Söz ve sözün gücü üzerinden üçüncü bir üslup inşa etmek gerekiyor. Bunu istemeyenler olacaktır. Buna rağmen yola devam etmek gerekir. Verilenleri hep yetersiz görecek bir anlayış da var. Bence hükümet bunları dinlememeli. Batıda laikçi, faşizan, ırkçı bir yapı var. Doğuda da kendisini laikçi bir zihniyet içinde gösteren ırkçı bir yapı var. Aslında birbirlerinden farkları yoktur. Hükümet bunları dinlememeli, şiddetin bütün tonlarından uzak, sevgi ve empati oluşturacak bir dil geliştirmeli. Bu ne doğudaki radikallerin ne de batıdaki ulusalcıların dili olmalı.

-Peki, bu nasıl olacak?

Mardin’de, Batman’da, Yozgat’ta, Kayseri’de ve daha nice yerlerde iki halkın tarihsel birlikteliğine vurgu yapacak toplantılar, sempozyumlar düzenlenmeli. Önce üstü örtülen bu birlikteliği doğru zemine oturtmak lazım. Yoksa Kürt meselesini hiçbir tedbir çözmez. Dünü anlamayan, yarını ve bugünü doğru bir şekilde anlayamaz. Her görüşten insanlar bir araya gelip konuşmalı, bir konuşma dili geliştirmeli.

AB’NİN OLUŞUMU ‘ÜMMETÇİ’ PROJEDİR

-Söyledikleriniz zaman zaman yapılıyor. Farklı bir dil ile neyi kast ediyorsunuz?

Bütün uçlardan, radikal değerlerden kendini törpülemiş üçüncü bir yolu inşa edecek insanların konuşması lazım. Doğru bir diyalog zemini oluşturulmalı. Zira dil, varlığın kendini ifade etme şeklidir. Sonrasında büyük sorumluluk hükümete düşer. Bölgede ve Türkiye’de bir diyalog hamlesi başlatacak olan kişiler, kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve her kesimden insanlar devreye sokulmalı. Ortak bir zemin sağlandıktan sonra bu mesele siyasi, sosyal ve ekonomik olarak masaya yatırılıp tedbirler alınmalı.

-Ekonomik tedbirler nasıl olmalı?

İlk etapta bölgeye şok tedbirler gerekir. Kısa vadede etki yapacak önlemler lazım. Toplumun bir an önce rahat nefes alması için… Van, Erzurum, Diyarbakır, Şanlıurfa gibi iller bölgenin merkezi konumuna getirilmeli. Özel master planlarıyla buraları bir cazibe merkezi hâline getirilebilir. İllerin yeraltı ve yer üstü kaynaklarına göre teşvikler verilebilir. Sokak çocukları için rehabilitasyon merkezleri oluşturulabilir. Yeteneğine göre eğitimden geçirilen çocuklar uygun mesleklere yönlendirilebilir. Çocuk esirgeme kurumlarının sayısı artırılabilir, dinî ve ahlakî değerler veren kurumlar ihdas edilebilir. Kütüphane, sanat ve kültür evleri açılabilir.

-Ancak bir de bu işin siyasi boyutu var.

Devlet kendi insanlarının farklı dilinden, renkliliğinden faydalanmalı ve bunu bir zenginlik olarak kabul etmeli. AB yüzlerce yıl birbirini yedi. Ancak 2. Dünya Savaşı’nda çok şey öğrendi. Farklı ırkları reddederek, mezhep ayırımcılığına giderek milliyetçiliği ve faşizmi destekleyenlerle bir yere varılamayacağını anladı. Sonra AB’yi oluşturdu. Şu anda birbirlerinin varlığına müdahale etmiyor. Yeryüzünde kaliteli insanî değerleri ekonomik alanda insanı yücelten üstün evrensel normları ortaya koymuşlar. Bu aslında dinimizin çok evvelden insanlığa armağan ettiği ümmet projesidir. Beşer burada yaratılmış üstün bir varlık olarak kabul ediliyor. Bu bakımdan AB bir yönüyle ümmetçidir.

-Kürt meselesinin çözülmesinde ümmet fikri mi geliştirilmeli?

Kimi laik çevreler ümmet kelimesini duyunca hemen tepki veriyor. AB’nin geldiği nihai nokta da budur. Ümmet uluslar üstü; ancak bütün ulusları içinde barındıran, insanüstü bütün toplumsal değerleri birbirleriyle çatıştırmadan, onları bir arada tutabilen bir ve beraber yaşamaktır. Ümmetin içini doldurduğumuz zaman her şey kolay çözülür. Ümmetçilik yapalım demiyorum. Önümüzde böyle bir proje var, bundan değerler alıp üretime geçmeliyiz. Osmanlı bunu başarmıştı. Çok fazla sayıda ırk ve inancı çatıştırmadan tek çatıda toplamayı bildi. Ben olaya sistemden çok değer ölçüsünde bakıyorum. Türkler, Kürtler, Lazlar ve daha niceleri eğer bu girdapta kaybolmak istemiyorlarsa birlikte bir enerji oluşturmalılar.

İTTİHAT VE TERAKKİ ZİHNİYETİNİN YAPTIĞI

-Ümmetçilikte birtakım değerler vardı. Farklılıkları birleştiren, bütünleştiren bu değerlere şimdi yeniden ihtiyaç olduğunu söylüyorsunuz. Peki, bu değerler zaten toplumun nüvesinde yok mu?

Toplumda var; ancak bu bir zihniyetin algılamaları içinde yok edildi, üstü örtüldü. İttihat ve Terakki bütün değerlerin üstünü örttü. Bu topraklarda ortaya çıkmasına izin vermedi. Tek bir düşünceyi dayattı. Darbeleri yapan, hukuk müdahaleleriyle bir nevi yeni darbe türleri geliştiren, vatandaşın canını yakan ve birbirine düşman eden zihniyet bu. İttihatçılık devam ediyor ve bu çizgi Türkiye’nin bütün sinir uçlarını tahrif etti. Laiklik meselesinde de Kürt meselesinde de İttihat çizgisinin oluşturduğu bir kaos var. İttihat ve Terakki bu toprakları kamplara böldü, parçaladı.

-Gelinen noktada Kürt meselesinin müsebbibi İttihat ve Terakki mi?

Kürtler, Birinci Dünya Savaşı’nda “Birleşik Kürt Krallığı” teklifini geri çevirdiler. Dindar oldukları için, Türklerle bin yıl boyunca beraber yaşadıklarını söyleyip İngilizlerin devlet teklifini geri çevirdiler. Kürtler tarihin bütün kriz noktalarında Türklerin yanında yer aldı. İttihatçı zihniyet bütün değerleri alabora etti, asimile etti ve hayatın dışına attı. Bir daha bu ülkede isyanların, başkaldırıların yaşanmaması, Türk-Kürt kardeşliği üzerinden hesaplar yapılmaması için ortak değerler etrafında birleşmesi artık acil bir hâl almıştır. Türkiye farklı bir sürece girmeden, Kürtler farklı mihrakların peşine kapılmadan bu şart. Sorumluluğun önemli bir kısmı Türklere düşmektedir, inisiyatif alma mecburiyeti vardır.

-Kendini Kürtlerin hamisi olarak gören marjinal ve terörize olmuş grup çözüme yanaşmıyor gibi. Önerileri, paketleri direkt reddediyorlar.

Büyük devletler üç-beş ferdin, grubun düşüncesine bakarak politika oluşturamazlar. 50-100 yılık politikalar oluştururlar. Devlet bugün Kürtçe televizyon kanalı açar, yarın Kürt enstitüsü kurar, başka gün farklı bir hamle yapar. Toplum bunları görürse insanlar ortak bir paydada buluşur ve hiçbir şeyi kabul etmeyen marjinalleri, elini şiddetten çekmeyeni dışlar. Yoksa bazılarının işine gelmiyor, onlar istemiyor diye vazgeçmek onların elini güçlendirmekten başka işe yaramaz.

DTP NE İSTEDİĞİNİ TAM OLARAK BİLMİYOR

-Mesela DTP’nin somut bir önerisi olduğunu düşünüyor musunuz?

DTP’nin talepleri somut ve net değildir. Kısa, orta ve uzun vadedeki talepleri yok. Ne istediklerini tam bilmiyorlar. Ama farklı bir notaya çekmek lazım meseleyi. Hesaplar daha büyük yapılmalı. Bunlara rağmen ve bunların ötesinde, devlet aklı ve iktidar partisi doğru projeksiyonlar yapmalı. Somut hedefleri batıya ve doğuya anlatması lazım. Ortak bir payda oluşturarak bu değerleri yapabilir. Bir örgüt ve bir grubu beklerseniz birileri de bu yanlış yolda devam eder ve bağları daha da tahrif eder.

-DTP’de bir çıkmaz ve kafa karışıklığı olduğunu düşünüyor musunuz?

DTP ekonomik bir katma değeri olan toplumsal ortak bir değer geliştirmemiştir. Herkes farklı bir şey söylüyor. Bir şeyler söyleyenlerin bütün söyledikleri bir araya getirildiğinde toplamda bir şey söylemedikleri ortaya çıkıyor. Parti başkanı başka bir şey, grup başkanı başka bir şey, Leyla Zana farklı, Osman Baydemir başka bir şey söylüyor. DTP’nin tabanı da yekpare değil. Kandil’i, Apo’yu, partiyi, Hasip Kaplan’ı dinleyenler var. Ama ben bunlar üzerinde durmanın zaman kaybı olarak görüyorum. Büyük ülke, büyük düşünmeli.

-Meselenin çözümünde beşerî-insanî tarafı ön planda tutuyorsunuz. Bu olmazsa olmaz bir sonuç mu?

Benim önerdiğim çözümleri ülkenin batısındakiler kabul etmedikten sonra bunların bir anlamı yok. Sözün büyüsünden, değerlerin gücünden, inancın öneminden kesitler sunmalıyız. Kürtler bu coğrafyada Türklerle bir medeniyet üretebileceklerine inanmalılar. Türkler de Kürtler olmadan geleceğe dair parlak bir medeniyet inşa edemeyeceklerini bilmeli.



---
Her Söylediğin Doğru Olsun.
Doğruyu söyleyemiyorsan o vakit susmak senin olsun
Say true and do not lie though in bad conditions.


Comments: 0 Views: 258
Tags: kurt, turk, demokrasi, akp, güneydoğu
Login Password
advanced... ( / Registration )

Subject

In the text you can use Wiki or HTML tags.



Who is active on the site?
Anonymous: 24, Registered: 0 (?)
Abuse | Hosted by MyLivePage | | © Kolobok smiles, Aiwan